Üzerini Örttüğümüz Her Şeyin Altında Kalırız

Hayatın koşturmacası içinde çoğumuzun ortak bir alışkanlığı vardır: Rahatsız edici bir duygu, kırgınlık, öfke ya da hayal kırıklığıyla karşılaştığımızda onu hemen bir kenara itmeye çalışırız.

“Şimdi sırası değil.”

“Aman tadımız kaçmasın.”

“Geçti gitti.”

Bu cümlelerle bazen kendimizi yatıştırır, bazen de yüzleşmekten kaçınırız. Ancak çoğu zaman yaptığımız şey, o duyguyu yok etmek değil, yalnızca üzerini örtmektir.

Tıpkı evin içindeki tozları halının altına süpürmek gibi. Görünürde her şey temizdir. Fakat halının altı bir gün öyle kabarır ki, üzerinde yürümek zorlaşır.

Duygular Kaybolmaz, Şekil Değiştirir

İfade edilmeyen duygular yok olmaz. Bazen bedende, bazen davranışlarda, bazen de ilişkilerde kendine başka bir yol bulur.

“Önemli değil” dediğiniz bir kırgınlık zamanla açıklayamadığınız bir mutsuzluğa dönüşebilir.

Yüzleşmekten kaçındığınız bir korku, günün birinde sebebini anlayamadığınız bir kaygı olarak ortaya çıkabilir.

Bastırdığınız bir öfke, hiç beklemediğiniz bir anda tahammülsüzlük olarak kendini gösterebilir.

Kısacası biz sustuğumuzda, ruhumuz başka bir dilden konuşmaya başlayabilir.

Görünen Tepkinin Ardındaki Neden

Çoğu zaman verdiğimiz tepkiler yalnızca bugüne ait değildir. Geçmişte yaşanan, ifade edilememiş duygular ve ilişkilerde biriken deneyimler zamanı geldiğinde daha görünür hale gelebilir.

Bu nedenle asıl mesele yalnızca ne yaşadığımız değil, yaşadıklarımızla ne yaptığımızdır.

Üzerini örtmek kısa vadede rahatlatabilir. Kişi o an çatışmadan, acıdan ya da belirsizlikten kaçınmış gibi hissedebilir. Ancak uzun vadede bu bastırılmış duygular taşınması zor bir yük haline gelebilir.

İnsan çoğu zaman tam da kaçındığı şeyin ağırlığı altında kalır.

Neden Üzerini Örteriz?

Çünkü yüzleşmek zordur. O örtüyü kaldırdığımızda altından ne çıkacağını, çıkan şeyle nasıl baş edeceğimizi ya da hangi duygularla karşılaşacağımızı bilememekten korkarız.

Ancak kaçtığımız her şey bizi daha çok takip eder. Görmezden geldiğimiz meseleler, zaman içinde hafiflemek yerine ağırlaşabilir. Bir gün kişi, nedenini tam olarak anlayamadığı bir yorgunluk, sıkışmışlık ya da tekrar eden ilişki döngülerinin içinde kendini bulabilir.

Ne Yapabiliriz?

Duyguyu İfade Etmek

“Şu an kırgınım.”

“Bu olay beni korkuttu.”

“Buna öfkelendim.”

Duyguyu isimlendirmek, üzeri örtülen yükü hafifletmenin ilk adımlarından biridir. Çünkü adı konan duygu, artık karanlıkta ve belirsiz bir yerde durmaz.

Bedeni Dinlemek

Sebepsiz ağrılar, geçmeyen yorgunluklar, ani öfkeler ya da sürekli sıkışmışlık hissi bazen ruhun “Buraya bak” deme biçimi olabilir. Beden, ifade edilemeyen duyguların taşıyıcısı haline gelebilir.

Anlamaya Çalışmak

Bugünkü tepkiniz bazen yalnızca bugünün meselesi olmayabilir. Geçmişten gelen ve hâlâ çözülmeyi bekleyen bir düğüm, bugünkü bir olayla yeniden görünür hale gelebilir.

Bu farkındalık, kişinin kendisine daha şefkatle bakmasını sağlar.

Yüzleşmek Dönüşümün İlk Adımıdır

Kendi içimize bakmak, halının altını temizlemeye başlamak cesaret ister. Ancak yüklerden kurtulmanın yolu onların üzerinden atlamak değil, içinden geçmektir. Çünkü ancak yüzleştiğimiz şeyi dönüştürebiliriz.

Eğer hayatınızda sürekli tekrar eden tıkanıklıklar, anlamlandıramadığınız kaygılar ya da ağırlaşan duygular hissediyorsanız, bu yükün altından tek başınıza çıkmak zorunda değilsiniz.

Psikoterapi süreci, üzeri örtülen duyguları güvenli bir şekilde fark etmeye, anlamaya ve dönüştürmeye yardımcı olabilir.

Unutmayın, temizlik tozu saklamakla değil, onu görünür kılmakla başlar.