Okul Şiddetinde Görünmeyeni Anlamak

Okullardan gelen şiddet haberleri, toplumda haklı bir güvenlik kaygısı yaratıyor. Daha fazla denetim, daha sıkı kurallar, daha görünür önlemler ve cezai yaptırımlar sıklıkla gündeme geliyor.

Elbette çocukların fiziksel güvenliğini sağlamak son derece önemlidir. Ancak meseleyi yalnızca güvenlik önlemleriyle, denetimle ya da cezayla ele almak bizi daha temel bir sorudan uzaklaştırabilir:

Bir çocuk, duygularıyla ne kadar yalnız kaldığında bu kadar sertleşebilir?

İfade Edilemeyen Duygular Kaybolmaz

Bir çocuğun akranına yönelttiği şiddet çoğu zaman yalnızca anlık bir öfkenin sonucu değildir. Bazen uzun süredir biriken, ifade edilemeyen ve çocuk tarafından henüz tanımlanamayan duyguların dışavurumudur.

Korku, dışlanmışlık, yetersizlik, görülmeme ya da değersizlik hissi çocuk için taşınması zor duygular olabilir. Eğer çocuk bu duyguları evinde ya da okulunda konuşamıyorsa, içinde ne yaşadığını isimlendirecek bir yetişkin rehberliği bulamıyorsa, bu duygular ortadan kaybolmaz.

Çocuk, hissettiği yoğun karmaşayla ne yapacağını bilemediğinde, bu sahipsiz kalan enerji kendine başka bir yol bulabilir. Ne yazık ki bazen bu yol yıkıcı davranışlar üzerinden ortaya çıkar.

Duygu Düzenleme Bir Lüks Değildir

Çocuklar duygularını nasıl yöneteceklerini kendiliğinden öğrenmezler. Duygu düzenleme, ilişki içinde gelişen bir beceridir.

Bir çocuk öfkelendiğinde nasıl sakinleşeceğini, üzüldüğünde kendini nasıl ifade edebileceğini, kırıldığında bunu nasıl dile getireceğini yanında olan yetişkinlerden öğrenir.

Bu nedenle duygu düzenleme yalnızca bireysel bir beceri değil, toplumsal güvenliğin de önemli bir parçasıdır. Duygusunu tanımayan, ifade edemeyen ve yönetemeyen bireyler kriz anlarında daha yıkıcı tepkiler vermeye açık hale gelebilir.

Ebeveynin Rolü: En Güçlü Güvenlik Alanı

Bir çocuğun ilk ve en önemli öğrenme alanı, kurduğu erken ilişkilerdir. Ebeveynin kendi duygularıyla nasıl baş ettiği, öfkesini nasıl ifade ettiği, stresini nasıl yönettiği çocuk tarafından izlenir, hissedilir ve içselleştirilir.

Evde duygular sürekli bastırılıyor, küçümseniyor ya da yok sayılıyorsa, çocuk hem kendi içinde ne olduğunu anlamakta hem de bu duygularla ne yapacağını kestirmekte zorlanabilir.

Bu nedenle ebeveynin kendi duygusunu tanıyabilmesi, düzenleyebilmesi ve çocuğun duygusuna alan açabilmesi, çocuğa verilebilecek en güçlü güvenlik alanlarından biridir.

Şiddetin Arkasındaki Yalnızlık

Şiddeti yalnızca bir davranış bozukluğu olarak görmek, onun ardındaki nedenleri anlamayı zorlaştırır. Elbette şiddet kabul edilemez ve sınırlandırılması gerekir. Ancak yalnızca davranışı durdurmaya çalışmak, o davranışı ortaya çıkaran duygusal zemini görmezden gelmek anlamına gelebilir.

Çoğu zaman mesele, çocuğun yaşadığı duygular değil, o duygularla ve o duyguların yarattığı bilinmezlikle ne kadar yalnız kaldığıdır.

Bir çocuğun iç dünyasında olup bitenler görülmediği, isimlendirilmediği ve anlaşılmadığı sürece yok olmaz. Sadece büyür.

Bu nedenle ebeveynlerin ve eğitimcilerin duygu düzenleme, güvenli bağ ve çocukların iç dünyasını anlama konusunda bilinçlenmesi yalnızca bireysel bir farkındalık değil, şiddet döngüsünden çıkmak isteyen bir toplum için de önemli bir sorumluluktur.